Salı, Mart 26, 2013

ERGENEKON DAVASINDA ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAA AÇIKLANDI (19 MART 2013 TARİHLİ GAZETE)

Son mütalaa mahkemeye sunuldu: 'Örgüt sabit'


Savcı, Ergenekon'a müebbet istedi




- İSTANBUL
Ergenekon davasında yargılamanın başlamasından yaklaşık 4,5 yıl sonra esas hakkındaki mütalaa açıklandı. Üç savcı tarafından hazırlanan 2 bin 271 sayfalık mütalaa, Silivri’deki mahkeme salonunda yapılan duruşmada İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunuldu.


Cumhuriyet savcıları Mehmet Ali Pekgüzel, Nihat Taşkın ve Mehmet Murat Dalkuş’un 5 saatte okudukları mütalaada sanıklar için ağır cezalar istendi. İddianamelerde sanıklar hakkında talep edilen ‘Meclis’e yönelik darbe teşebbüsü’ suçundan ceza verilmesine gerek olmadığı belirtildi. Örgütün asıl hedefinin ve suç kastının hükümet olduğu ifade edilerek sanıkların ‘hükümete yönelik darbe teşebbüsü’ suçundan (TCK 312) cezalandırılması istendi. Bu kapsamda suçlananların başında eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Şener Eruygur, Hasan Iğsız, Doğu Perinçek, Hurşit Tolon ve Tuncay Özkan gibi isimler geliyor. 96 sanığa ise ‘terör örgütü üyeliği’ suçu isnat edildi. Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan için kasten adam öldürmek ve darbe teşebbüsü suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış müebbet, 4 kişiyi öldürmeye teşebbüsten de 80 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Mütalaada  Veli Küçük için ise 6 kez ağırlaştırılmış müebbet talebi yer aldı. Tutuksuz yargılanan 19 sanık hakkında yakalama kararı çıkarılması, 6 tutuklu sanığın da tahliyesi istendi.


Ümraniye’deki gecekonduda bulunan 27 el bombası, Ergenekon soruşturmasını başlatmıştı. Daha sonra bazı olaylarda ele geçirilen bombaların da bunlarla aynı seriden olduğu belirlenmişti.
Mütalaanın verilmesiyle 20 Ekim 2008’de başlayan 275 sanıklı Ergenekon davasında karara bir adım daha yaklaşıldı. 22 iddianameden oluşan dava dosyasında savcılık 27 Kasım 2012’de esas hakkındaki mütalaayı açıklamak üzere dosyayı istemişti. Bu tarihten yaklaşık 4 ay sonra 2 bin 271 sayfa esas hakkındaki mütalaa mahkemeye sunuldu. Mütalaada imzası olan savcılar Mehmet Ali Pekgüzel, Nihat Taşkın ve Mehmet Murat Dalkuş sırayla sanıklar hakkındaki hukuki değerlendirmeyi okudu. Pekgüzel, “Yargılama neticesinde Ergenekon isimli bir terör örgütünü varlığının sabit olduğu anlaşılmıştır.” dedi. Pekgüzel, daha sonra mütalaanın sonuç kısmını okumaya başladı.


Savcının mütalaasında hakkında iki kez müebbet istenen Danıştay saldırganı Alparslan Arslan, olayın hemen ardından bir polis memurunun dikkati sayesinde yakalanmıştı.
Mütalaada, iddianamelere göre daha az ceza talep edildi. Buna göre, Meclis’e yönelik darbe teşebbüsü suçundan cezalandırma talep edilmedi. Mütalaada, “Yürütme organı gücünü her ne kadar yasama organından almış ise de Ergenekon terör örgütünün hedefinin hükümet olduğu, bu ön plana çıkarken yasama erkine yönelik eylemin tali kaldığı” tespiti yapıldı. Örgütün eylem ve kastının açıkça hükümeti hedef aldığı kaydedildi. Sanıkların ‘Yasama organına (Meclis) karşı suç’ başlıklı TCK’nın 311’inci maddesine göre cezalandırılmasına gerek olmadığı görüşü bildirildi. Sanıkların ‘hükümete karşı suç’tan cezalandırılmaları gerektiği bildirildi.


Mütalaada, Yargıtay’ın TCK’nın 302’nci maddesi ‘Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak’ ve 309’uncu maddesi ‘Anayasa’yı ihlâl’ suçlarından içtihatları hatırlatıldı. İçtihatlara göre, bu suçlardan ceza verildiğinde daha alt cezası olan suçlardan ceza verilmesine yer olmadığı belirtiliyor. Savcılık da, bu içtihatlara göre İlker Başbuğ, Tuncay Özkan, Nusret Taşdeler, Hasan Iğsız, Hurşit Tolon ve Doğu Perinçek gibi ‘terör örgütü yöneticiliğinden’ ve bazı ‘terör örgütü üyeliğinden’ yargılanan sanıklar hakkında, bu suçlardan ceza verilmesine gerek olmadığı kaydedildi. Çünkü TCK 314/1’e göre terör örgütü yöneticiliği suçunun cezası 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası. Darbe teşebbüsünün suçu ise ağırlaştırılmış hapis cezası olduğundan, bu madde ile cezalandırılması istenenlerin, örgüt suçundan cezalandırılmasına yer olmadığı anlatıldı.

ERGENEKON’DA BAĞLANTILARI DEŞİFRE EDEN FOTOĞRAF: Ergenekon soruşturması sırasında Zaman’ın ortaya çıkardığı bir fotoğraf karesi, örgüt içindeki bağlantıları deşifre etmişti. Beyazıt Meydanı’ndaki bir eylemi gösteren fotoğrafta Ergenekon sanıklarından Veli Küçük (kasketli), Muzaffer Tekin (sol başta) ve Kemal Kerinçsiz (sağ başta) bir arada yer alıyordu.

Mütalaada, internet andıcı iddianamesi sanıkları eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, emekli 1. Ordu Komutanı Hasan Iğsız, YAŞ Üyesi Orgeneral Nusret Taşdeler, eski Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu, eski Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı İsmail Hakkı Pekin, emekli Deniz Albay Dursun Çiçek’in aralarında bulunduğu sanıklar ile ilgili TCK’nın 312/2 maddesi uyarınca hükümeti ortadan kaldırmak, kısmen veya tamamen görev yapamaz hale getirmek suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması talep edildi.

‘Ordu Göreve’ pankartlarının açıldığı eyleme, dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz ve İ.Ü. Rektörü Kemal Alemdaroğlu da katılmış, bu fotoğraf kamuoyunda uzun süre tartışılmıştı.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Başbuğ, bir basın toplantısında, Ergenekon operasyonları kapsamında ele geçirilen ve aralarında LAW’ların da bulunduğu silahlarla ilgili de açıklama yapmıştı.

İşte isim isim talep edilen cezalar

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen 64 sanık: İlker Başbuğ, Mehmet Haberal, Mustafa Balbay, Sinan Aygün, Doğu Perinçek, Hurşit Tolon, Tuncay Özkan, Alaettin Sevim, Alparslan Arslan, Veli Küçük, Bekir Öztürk, Cemal Gökçeoğlu, Cihandar Hasan Hanoğlu, Durmuş Ali Özoğlu, Dursun Çiçek, Emin Gürses, Ergün Poyraz, Erhan Timuroğlu, Erol Manisalı, Fatih Hilmioğlu, Ferit İlsever, Fuat Selvi, Ümit Sayın, Kemal Gürüz, Hasan Ataman Yıldırım, Hasan Atilla Uğur, Hasan Iğsız, Hayrettin Ertekin, Hayrullah Mahmut Özgür, Hıfzı Çubuklu, Hulusi Gülbahar, Hüseyin Görüm, Hüseyin Nusret Taşdeler, İbrahim Şahin, İsmail Hakkı Pekin, İsmail Sağır, İsmail Yıldız, Kemal Aydın, Kemal Kerinçsiz, Kemal Alemdaroğlu, Levent Ersöz, Mehmet Eröz, Mehmet Fikri Karadağ, Mehmet Otuzbiroğlu, Mehmet Şener Eruygur, Muammer Akbulut, Muhittin Erdal Şenel, Murat Uslukılıç, Mustafa Yurtkuran, Mustafa Dönmez, Mustafa Koç, Ferit Bernay, Muzaffer Tekin, Neriman Aydın, Oktay Yıldırım, Orhan Güçlü, Osman Yıldırım, Sedat Özüer, Serhan Bolluk, Sevgi Erenerol, Tekin Irşi, Yalçın Küçük, Yusuf Erikel ve Ziya İlker Göktaş.
Sedat Peker, Turhan Özlü, Semih Tufan Gülaltay, Mehmet Perinçek ile tutuksuz sanıklar Gülay Kömürcü, Emin Şirin ve Ümit Oğuztan’ın da aralarında bulunduğu 96 sanık hakkında örgüt üyeliği gerekçesiyle 7,5 ile 15 yıl arası ceza istendi. Anayasa Mahkemesi üyesi Osman Paksüt’ün eşi Ferda Paksüt hakkında 7,5 ile 15 yıl arasında hapis talep edildi. Emekli Org. Tuncer Kılınç’ın ise 19 ile 38 yıl arasında hapisle cezalandırılması istendi.
Kemal Alemdaroğlu, Mustafa Özbek, Kemal Yavuz, Kemal Gürüz, Erol Manisalı ve Ferit İlsever’in de aralarında bulunduğu 19 sanık hakkında yakalama kararı talep edildi. Ancak mahkeme heyeti kabul etmedi.


Sanıklar hakkında ceza istenen maddeler

Hükûmete karşı suç: MADDE 312. - (1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.(2)
Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti’ne karşı silâhlı isyan: MADDE 313. - (1) Halkı, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silâhlı bir isyana tahrik eden kimseye on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir. İsyan gerçekleştiğinde, tahrik eden kişi hakkında yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silâhlı isyanı idare eden kişi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.
Silâhlı örgüt: MADDE 314. - (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde (312 ve 313. maddedeki hükümete karşı suçları kastediyor) yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.(3)

http://www.zaman.com.tr/gundem_savci-ergenekona-muebbet-istedi_2066974.html

Cumartesi, Mart 16, 2013

Kanunlarda “zikzaklı değişiklikler” uygulamayı da zora sokuyor




BÜŞRA ERDAL-ANALİZ

Türkiye’nin son on yılı yeni kanun çalışmaları ile geçti.  Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde kanunlar değişirken, diğer taraftan bunlarla ilgili ek düzenlemeler yapıldı. her ne kadar “kanunlardaki ve uygulamadaki bazı aksaklıkları, yanlışları” düzeltmek amacıyla yapılsa da, bu yenilikler her zaman doğruluk getirmedi. Bunun en iyi örneği de son 4. Yargı paketi ile bir kez daha gündeme gelen Terörle Mücadele Kanunu(TMK)’ya ilişkin düzenlemeler. Bu kanunda, oldukça zikzaklı bir çizgiyle değişikliklere gidildi. En son 4. Yargı paketinde, “terör propagandası” suçunda “şiddet” şartı getirildi ve bu çok önemli. Ama geçmişte, aynı maddeye kamuoyundan tepki olmasına rağmen birkaç müdahale edildiğini gördük. Asıl olan, kanunlarda günü birlik o ana göre değişiklik değil, her şartta en hukuki olanı tercih etmek. 

4. Yargı paketi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre kanunlarımızda iyileştirme yapıldı. TMK’daki “terör propagandası” suçuna “şiddet” şartı getirildi. Türk Ceza Kanunu’nda yer alan “işkence” suçunda zamanaşımı süresi kaldırıldı. Yine TCK’da halkı askerlikten soğutma suçunun alanı daraltıldı. Bu önemli değişikliklerin geçmişine baktığımızda görülen “zikzaklı tutum” ise, kafa karıştırıcı. Bir de TMK 7’inci maddede olduğu gibi “reform” olarak sunulan ama madde içeriği olarak riskli ve uygulayıcı zora sokacak durumlar söz konusu. 

Öncelikle, TMK 7 ile ilgili tarihi sürece gelecek olursak, epey geçmişe dayanıyor. 1993 tarihli TMK’nın 7’inci maddesi başta “terör propaganda fiilleri 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” diyordu. Bu suçun şartları ya da unsurları konusunda herhangi bir açıklık yoktu. Daha sonra 06 Şubat 2002 tarihli ve 4744 sayılı Kanunla, propaganda fiili “terör yöntemlerine başvurmaya özendirme” unsuruna bağlandı. Bu da muğlak bir tanımdı. Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde, 30 Temmuz 2003’de kabul edilen 4963 sayılı Kanunla da “şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik etme” şartı getirildi. Bu yasa metni ve uygulayıcılar için çok önemli bir kriterdi. Ama ömrü sadece 3 yıl sürebildi. Danıştay saldırısıyla aynı sürece denk gelen 2006 yılının ilk 6 ayında “şiddet” unsurunun kaldırılması için meclis çalışmalara başladı. Aslında bu düzenlemede geri adım atmak için herhangi bir somut gerekçe yoktu. Meclis çalışmasını yaparken kamuoyu da boş durmadı. Hem sivil toplum kuruluşları hem de medyanın bir bölümünden (Zaman gazetesi gibi) eleştiriler geldi. TMK’nın bu düzenlemelerinde geri gidilmemesi istendi. Buna rağmen 29 Haziran 2006’da 5532 sayılı Kanun kabul edildi. Bu düzenleme de TMK’nın ilk halindeki gibi sadece “propaganda”dan yer aldı,  “şiddet” unsuru kaldırıldı. 

Bu düzenleme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM)’de de ülkeyi sıkıntıya sokmaya devam etti. Mesela, 2006 yılındaki pakette yer alan TMK 7’nin de içinde olduğu bir kısım suçlarla ilgili “hükmün açıklanmasının ertelenmesi” kuralı getirildi. Ama kanun koyucu bir süre sonra TMK 7’yi bu suçlar arasından çıkaran yeni bir yasa yani paket daha yaptı. Öyle olunca bu suçtan Yargıtay’a giden dosyalar hiç incelenmeden mahkemelere geri gönderildi. Bu şekilde mahkemelere ek yük binmiş oldu. Ve son 6-7 yılda sadece “”hükmün açıklanmasının geriye bırakılması” düzenlemesi 5 kez değişti. Her değişiklik de mahkemelere, yeni yük yeni karışıklık olarak  geri döndü.

TMK 7 ile ilgili bir diğer konu da yeni düzenlemedeki çelişki. Pakette, TMK 7 için ilk fıkrada; “Terör örgütünün, cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” deniyor. Bu genel bir tanımlama ve hakimin takdirine bırakılarak sanık lehine bir uygulama oluşturabilir. Hatta bunu sanık aleyhine uygulayacak hakim ve savcıları eleştirmek için de sağlam gerekçeler bir düzenleme. Ama ne var ki, hemen ikinci fıkra, ilk bölümdeki bu düzenlemeyi bertaraf edecek unsurlar taşıyor. Maddenin ilk bölümüyle doğrudan çelişki oluşturuyor. Şöyle ki;  “a) Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüzün tamamen veya kısmen kapatılması.
b) Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde;
1. Örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması,
2. Slogan atılması,
3. Ses cihazları ile yayın yapılması,
4. Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi." gibi durumların “terör propagandası” olarak sayılıp cezalandırılacağını net bir şekilde tarif ediyor. Bu durumda , birinci bölümde yargı mensuplarına verilen takdir hakkı bu sayılan etkenlerle geri alınıyor. Uygulamada yine sorun oluşturacak, yine karışıklığa neden olacak bir durum.

Pakette yeni bir değişiklik de, tutuklama kararlarına yapılan itirazlarla ilgili. Normalde sadece savcının görüşü alınıyordu. Pakette “101 ve 105 inci maddeler uyarınca yapılan itiraz üzerine Cumhuriyet savcısından görüş alınması durumunda, bu görüş şüpheli, sanık veya müdafiine bildirilir. Şüpheli, sanık veya müdafii üç gün içinde görüşünü bildirebilir." deniyor. Yani bir tutuklamanın devamı ya da tahliye yönünde görüş bildirilirken savcıdan sonra aynı duruşmadaki gibi avukatlardan da görüşü sorulacak. Zaten dilekçe ile tahliye isteyen sanık müdafiinden tekrar görüş sormak bu süreci de uzatacak görünüyor. Bu konuda savcıdan görüş istenmesi uygulamasının kaldırılması tartışılırken buna bir de avukatlardan görüş alınması eklenmiş.

Constant changing of laws leads to confusion in implementation

Constant changing of laws leads to confusion in implementation

15 March 2013 /BÜŞRA ERDAL, İSTANBUL (Today's Zaman)

Amendments that are frequently made to the same laws, and most of the time only to resolve a short-term problem, lead to problems and confusion in implementation, raising the need for amendments that will be legally viable for the duration of the legislation.

The planned amendments made to Turkey's Counterterrorism Law (TMK) as included in the fourth judicial reform package are one such example.

The fourth judicial reform package mainly aims to do away with violations of human rights, ensure fair trials, expand the boundaries of freedom of expression and prevent lengthy detentions and trials. The parliamentary Justice Commission began discussions on the package on Thursday.
An updated definition of terrorism in accordance with the case law of the European Court of Human Rights (ECtHR) is expected to be made in this judicial package. The new definition will most likely have resorting to violence as its main criterion, while acts that do not entail any violence, such as propagating ideas, are expected to be left out of the definition.

The fourth judicial package is also expected to include articles aimed at prohibiting torture and maltreatment, preventing violations of freedom and the right to security, eliminating obstacles before freedom of speech and liberty of conscience, strengthening the rights of the accused, reinforcing the efficiency of defense efforts and protecting privacy and family life in a more solid way.

Amendments made to the TMK in the past have a long history.
Article 7 of the TMK dated 1993 said those who commit acts of propaganda of terrorism as punished with a prison sentence of up to five years. There was not any specific information about the specific elements of this crime.

According to another amendment made in 2002, punishments for terrorism propaganda would be given on condition that there is encouragement to terrorism methods, which was again an ambiguous definition.
Amendments made to the same law in 2003 as part of Turkey's efforts to harmonize its legislation with that of the EU, said that punishments for terrorism propaganda would be given when individuals encourage others to resort to violence or other terrorism methods. Yet, these amendments stayed in effect only for three years as Parliament took a backward step in 2006 to omit the “violence” part of this article.

During this process, some media outlets and civil society organizations asked Parliament not to take any backward step from the 2003 amendments in the TMK, but their efforts failed.
New amendments in 2006 saw the TMK returning to its previous version calling for punishments for those making terrorism propaganda although the do not resort to violence or encourage this.
This amendment continued to place Turkey into a difficult situation at the ECtHR. Over the past years, several others amendments were made to the same law, which all brought new workload to the courts and slowed down the functioning of judicial processes in the country.