12 Ağustos 2013 / MEHMET ÖZDEMİR
Yazdığı haberler
üzerine hakkında açılan 75 dava yüzünden son beş yılı Silivri ile
Bakırköy Adliyesi arasında geçen Büşra Erdal, ‘Kafası Karışanlar İçin
Ergenekon’ kitabını yazdı. Ona göre, davanın siyasi olması, aynı zamanda
hukuki olmasını engellemez.
Büşra Erdal, Ergenekon
soruşturması ve dava sürecini en yakından takip eden gazetecilerden
biri. Bir taraftan süreçle ilgili gelişmeleri takip etti, bir taraftan
da ‘gizliliği ihlal’ gerekçesiyle kendisine açılan onlarca davayla başa
çıkmaya çalıştı. Bu yüzden, sürecin ilk günlerinde Beşiktaş Adliyesi ile
Bakırköy Adliyesi arasında, son beş yılda da Silivri ile Bakırköy
Adliyesi arasında mekik dokudu. Son altı yılı yollarda ve mahkeme
salonlarında geçti, evine çok az uğradı. Kararın açıklanmasına günler
kala ‘Kafası Karışanlar İçin Ergenekon’ adlı kitabı yayımlandı. Zaman
Gazetesi Yargı Muhabiri Erdal ile kitabını ve Ergenekon davasının
bilinmeyen ayrıntılarını konuştuk.
-Kitabın
adına bakılırsa Ergenekon konusunda epey kafa karışıklığı olduğunu
düşünüyorsunuz. Karışıklık sadece davanın büyüklüğünden, iddianamelerin
çokluğunda mı kaynaklanıyor, yoksa başka etkenler de var mı?
Aslında her ne kadar ‘kafası karışanlar için’ desek de Ergenekon’u
merak eden, son 6 yılda neler oldu bilmek isteyen herkesin okuyabileceği
bir kitap. Bu tabir daha çok, büyük dosya, fazla belge arasında
kaybolmuş insanlara ana mevzuu, ana suçlamaları anlatmayı amaçlıyor. Öte
yandan kafa karışıklığı tabii ki sadece dosya büyüklüğünden
kaynaklanmıyor. Ergenekon davası, Türkiye’nin ilk derin devlet ve darbe
teşebbüsü davası. Haliyle önemli insanların yargılandığı bir süreç. Bu
anlamda sanık avukatları ve medyanın bir kısmı tarafından, dava
üzerinden oldukça kara ve gri propaganda amaçlı yayınlar yapıldı.
Kamuoyu bilinçli olarak manipüle edildi. Ben de bu kadar bilgi
kirliliğinin olduğu yerde insanlara şahit olduğum ve belgelerin de
doğruladığı gerçekleri yalın bir üslupla anlatmak istedim.
-Ergenekon için ‘Herkesin bildiği sır’ tanımı yapıyorsunuz.
Bu ‘herkes’in içine en çok gazeteci ve siyasetçiler giriyor; ama en
fazla itiraz hatta sulandırma çabası onlardan geldi. Neden?
Evet,
aslında Ergenekon ‘herkesin bildiği bir sır’ idi. Başta da gazeteci ve
siyasetçilerin... Susurluk kazasından sonra medyada ilk kez Ergenekon
ismi çıkıyor, bunu Ergenekon davasında mahkûm olan Erol Mütercimler
söylüyor. Bunu bazı gazeteciler kitap haline de getirdi. Ama 2007’ye
gelindiğinde, o yapı ‘ulusalcı’ ideolojiyle yargı önüne çıkmaya
başladığında, 90’larda Ergenekon karşıtı olanların birden Ergenekon’un
yanında olduğunu gördük. Bunun sebebi çeşitli. Öncelikle 90’lardan
kalma, kafasında derin devleti sadece ‘Susurluk’ ile özdeşleştiren,
ondan bir adım öteye gidemeyen bir solculuk var. Derin devleti; polis,
siyasetçi ve ülkücü kökenli ‘faşist’ tetikçilerden oluşan yapı diye
düşünüyorlar. Bu yapının 2000’lerde kendi ideolojilerine yakın
kişilerden oluştuğu da ortaya çıkınca inkâr politikasına geçtiler.
İkinci olarak da bu Ergenekon yapısının içinde olup da savcılık
tarafından deşifre edilememiş isimler yine sulandırma, itibarsızlaştırma
ve hatta davayı bitirme çabalarını sürdürüyor bence.
-Sanıklar ve onları savunanların daha çok kitap yazdığı
görülüyor. Onlar mı çalışkan, iddiaların haklılığına inananlar mı
tembel?
Ergenekon davasının haklılığına inanan kesimde hem tembellik hem de
kendine güven var belki. Zaten savcılar iddianameleri yazdı, mahkeme de
yargılıyor, medyada bu davanın haklılığını yüksek sesle söyleyen bir
taraf da var diye tembellik yapılıyor sanki. Diğer taraftan sanıklar ve
Ergenekon yapısını destekleyenler ise kendilerince bir ölüm-kalım savaşı
veriyor. Bu anlamda onlar daha fazla asılıyor. Böyle bir gerçek var.
Benim açımdan ise tembellik belki bir nebze olabilir ama asıl sebep
kapsamlı bir davalar silsilesini takip ettiğim için yazmaya fırsat
bulamamam. Balyoz davası bitince kitaba yoğunlaştım ve tamamlayabildim.
Ama o kadar kapsamlı bir dosya ve Türkiye’nin yıllardır beklediği bir
süreçti ki bunu kamuoyuna iyi anlatmak gerekiyor. Burada da iş
gazetecilere düşüyor.
-‘Bu siyasi bir davadır’ sözü sık duyduğumuz eleştirilerden
biri. Özellikle CHP her fırsatta bunu dile getiriyor. Dava gerçekten
siyasi mi?
Evet, Ergenekon davası, ‘siyasi’ bir dava. Çünkü darbe, özünde siyasi
bir suç. Bu anlamda hükümeti, halkın seçtiği iktidarı düşürmeye,
ortadan kaldırmaya ya da iş göremez hale getirmeye dönük eylemleri konu
alan bir dava. Ama aynı zamanda hukuki bir dava.
-Bunu biraz açabilir misiniz?
Bir davanın siyasi boyutunun olması hukuki olmadığı anlamına gelmez.
Terör örgütü davaları da bir boyutuyla siyasidir. Dolayısıyla burada
önemli olan davaya dair niteleme değil, davanın kanuna uygun işleyip
işlememesidir. Ergenekon davasında da Türk Ceza Kanunu’nda yer alan
suçlardan Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre yargılama yapılmıştır.
Dolayısıyla hukuki bir davadır.
-Sanık tarafının bir iddiasına göre bu dava polisin bir
komplosu. Oysa kitapta polisin soruşturmayı başlatan Savcı Zekeriya Öz’e
epey direndiğini anlatıyorsunuz. Bu daha önce bilinmediği için mi ifade
edilmedi?
Ergenekon soruşturması birden başladı ve genişledi. Başında
‘Ergenekon’ ismi de pek bilinmediği için soruşturma sürecinin
ayrıntılarıyla ilgilenilmedi. Ben sonradan yaptığım araştırmalarda bu
detaylara ulaşınca kitapta yer verdim. Hakikaten dosyadaki belgelerin
izini sürüp hukuki muhakemesini yapınca ve net bilgiye ulaşınca bu tür
komplo teorilerinin yerle bir olduğunu görüyorsunuz. Yani Ergenekon’un
polis kumpası, komplosu olduğunu dosyadaki deliller, tanıklar, yani
somut bilgiler yalanlıyor.
-Yine kitabınızdan Savcı Öz’ün hem Emniyet’e hem
Genelkurmay’a hem de MİT’e direnerek soruşturmanın üstüne gittiğini
öğreniyoruz. “Sonun Ferhat Sarıkaya gibi olur!” diye korku
pompalanmasına rağmen ondaki motivasyonun kaynağı ne idi?
Bu motivasyon tamamen Öz’ün kişiliğiyle alakalı. Bazı insanlar için
‘Kimseye eyvallahı olmayan’ tanımlaması yapılır ya, Zekeriya Öz de tam
buna uyuyor. Birden kendini hiç beklemediği, ummadığı belgelerin
arasında buluyor. Bu belge ve dokümanların izini sürerek Ergenekon’a
ulaşıyor. İnatçı bir yapısı var. Bir kere elindeki soruşturmaya
inanmışsa sonuna kadar peşini bırakmayan bir savcı. Bu özelliği, sadece
Ergenekon soruşturmasında değil, diğer işlerinde de görülüyor. Mesela,
yıllar önce ‘Serpil öğretmen’ isimli bir kızın tecavüz edilip
öldürülmesi davasında mahkûm olanlar aftan faydalanarak serbest
kalmıştı. Savcı Öz hemen itiraz edip tutuklattırdı bu vahşi suçu
işleyenleri. İdealist bir savcı olarak kanunları sonuna kadar uygulayan
bir isim.
-Bu davanın bir özelliği de iddianamelerin çok uzun olmasıydı ki, 2 bin 500 sayfayı bulanlar oldu. Özel bir sebebi var mıydı?
Ergenekon bir soruşturma olarak ilk kez gündeme gelmişti. Daha önce
bu konuda yazılmış bir iddianame yoktu. Devasa bir yapılanma, devasa
belge ve dokümanlar olunca ortaya böyle iddianameler çıktı. Bir de benim
fikrime göre, savcılar Ergenekon soruşturmasında ele geçen delillerin
gözden kaçmaması için tamamına yakınını kısmen ya da aynen iddianameye
koydu. Bazı deliller klasörlerde olursa gözden kaçabilirdi, o yüzden
böyle bir yol izlediler tahmin ediyorum. Hem sorgulamalar sırasında
mahkeme heyeti sanıklara soru sorarken bazı sanıkların “Bu delil
iddianamede yok.” diye itiraz ettiğine şahit olduk. Hâlbuki dosyada
vardı ve soru sormak için de bu yeterliydi ama buna bile itiraz edildi.
Bu da savcıların haklı olduğunu gösterdi.
-Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, davanın seyrini
sanıklar aleyhine çok etkiledi; fakat bazı sanıklar susmakla eleştirip
tanık olarak mahkemede dinlenmesini istedi.
Özkök mahkemeye geldi. 2-3 Ağustos 2012’de iki gün boyunca ifade
verdi ve hayli çarpıcı açıklamalarda bulundu. Ayışığı, Yakamoz gibi
darbe planlarının slayt halinde kendisine ulaştığını söyledi. Şener
Eruygur’u da uyardığını yine mahkemede açıkladı.
-Geçen hafta kararlar açıklandı; ama hâlâ bir kesim yıllardır
tekrarlanan eleştirileri sıralıyor: Sanıklar neyle suçlandığını bile
bilmiyordu. Savunma için yeterli süre verilmedi. Birbiriyle alakasız
insanlar aynı örgütten sayıldı. ÖYM’ler kaldırıldı, yargılama meşru
değil… Haklılık payı yok mu hiç?
Bu tür iddialar davanın başından beri çeşitli şekillerde dile
getirildi ve hâlâ getirilmeye devam ediyor. Ne ile suçlandıklarını
bilmediğini söyleyen bazı sanıklara Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi cevap
verdi. Sanıklara suçlarının anlatıldığını söyledi kararında. Savunma
için de en çok süre verilen dava idi Ergenekon. Özel Yetkili Mahkemeler
kaldırıldı ama geçici madde ile ellerindeki davalara bakmaya devam
ettiler. Hukuken meşrular yani. Sonuç olarak bu ve benzeri savunma
argümanları, sanıkların kamuoyu algısını değiştirmeye yönelik
çalışmaları. Manipülasyon yapılıyor yani.
-Mehmet Haberal’a verilen ceza bazılarınca az bulundu ve sürpriz olarak değerlendirildi. Sizi şaşırtan başka kararlar oldu mu?
Mehmet Haberal kararı şaşırttı evet. Ama bu uygulama sadece Haberal’a
yapılmadı. Mustafa Balbay, Levent Ersöz, Sinan Aygün gibi isimlerin
2005’ten önceki eylemleri darbe teşebbüsü sayıldı ve eski kanundan
mahkûm oldular. Eski kanunda darbe teşebbüsünün cezası 20 yıla kadar
hapisken; yeni kanunda ağırlaştırılmış müebbet hapis. Savcılar yeni
kanuna göre ceza istedi, mahkeme eski kanuna göre bu sanıkları
cezalandırdı. Bu beklenmedik bir durumdu.
-Siyaset dahil farklı kesimlerden yargıya çok baskılar oldu.
Hatta ÖYM’ler kaldırıldı, savcı ve hâkimler tayin edildi, şimdi HSYK’nın
yapısı değiştiriliyor. Karara bakılırsa mahkemenin bunlardan
etkilenmediğini söyleyebilir misiniz?
Davanın başından beri mahkemeye yönelik çok baskı yapıldı.
Hakaretler, tehditler, medya yayınları ve siyasilerin tavırları hep
mahkemeye yönelik baskıydı. Son bir yıl içinde de fiziki saldırılarla
mahkeme yıkılmak bile istendi. Baskın girişimleri oldu. Tüm bu
gelişmelere bakıldığında mahkeme epey soğukkanlı bir şekilde davayı
bitirdi diyebiliriz.
-İtalya’daki Gladyo davası 10 yılda tamamlanabildi ve 7 bin
kişi yargılandı. Bizde ise aktif soruşturma safhası daha 4’üncü yılda
bitti, yargılanan kişi sayısı da İtalya’ya kıyasla çok az. Hangisi
anormal?
Aslında Türk Ergenekon’u İtalyan Gladyosu’ndan daha komplike bir
yapı. İdeolojik kökleri ve toplumda siyasi karşılığı var. Bu açıdan
bakıldığında bizdeki anormal tabii ki. Savcı Zekeriya Öz’ün elinde açık
soruşturmalar varken görevinden alınması, bu anormalliğin zaten tescili.
-Kitabınızda ‘Cesaret bulaşıcıdır’ diyorsunuz, Zaman’a
verdiğiniz röportajda da Ergenekon’un bitmediğini söylüyorsunuz. Buradan
soruşturmaların devam edeceğine inandığınızı çıkarabilir miyiz?
‘Cesaret bulaşıcıdır’ sözünü o dönem Ergenekon ve Balyoz gibi
süreçleri götüren savcılar için söylemiştim. ÖYM’lerin kapatılmasının bu
cesareti kırdığını düşünüyorum. Ergenekon’un bitmediği de bir gerçek.
Bu anlamda ikisini bir arada değerlendirdiğimde Ergenekon
soruşturmasının devam edip etmeyeceğini bilemiyorum ama etmesini temenni
ediyorum. Hem savcılığın da Şener Eruygur, Tuncay Özkan gibi beş sanık
hakkında suç duyurusu var. Belki o da bir başlangıç olabilir.
-Meslek hayatınızın yarısı Ergenekon’la geçmiş ve aleyhinizde
75 ceza davası açılmış. Davayı takip etmekten yorulduğunuz, bıktığınız
dönemler oldu mu?
Bıkma değil ama yorulma oldu. Beşiktaş’ta Ergenekon’la ilgili bir
gelişme olurken Bakırköy Adliyesi’nde kendi duruşmama gitmek zorunda
kalıyordum. Günde 4, haftada 12 duruşmam oluyordu. Bu da çok yorucuydu.
Zamanın büyük bölümünü çalışmaya değil, savunma yapmaya ayırıyorduk.
-Tercih hakkı size bırakılsa bundan sonra Ergenekon’la ilişkinizi nasıl belirlersiniz?
Örgüt bitene kadar soruşturmanın sürmesini temenni ettiğime göre,
kendimi de bu süreçten ayrı tutamam. Yine soruşturma ve dava aşamalarını
takip ederim.
http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-36244-173-ergenekon-siyasi-oldugu-kadar-hukuki-bir-davadir.html